ON ÜÇ AĞITLAMA

“ Gabar dağı/Geçit boğazı/Şırnak 07 Ekim 2007
Beytüşebbap/Beşağaç köyü/Şırnak 29 Eylül 2007 “

“ölümün kalleşine susan ağızlara,
düşsün kınanın na^rı,
yansın dil’leri…”

1

kimi adam olmaya gitti,
kimi erkek,
yurdu ev belleyerek,
toprağa yattılar hepsi…

2

anasının koynunda yatandılar,
ölümlere uzandılar,
ellerindeki kınaydı,
al kanlara boyandılar..

3

dağdaki aslandılar,
anasının kuzusu..

kurda geldiler…

4

su gelecekti, köye,
ayacaklardı,
su gibi aziz geldiler…

5

burnumun direğinde fesleğen kokusu,
bir sızı cırmalar, oyy…
oyy, isyanım bayraktır, oyy…
haber geldi, kınaya kan düşmüş,
fesleğenim suya yatık,
kokusu acıya,
ölüm ne erkendir,
ne de benzer bir başına sancıya,
bir ateş ki, külünü bile yakandır, oyy…
dağlarımı devirdi,
kader denen pusu,
kınaya kan geldi, fesleğene kurak,
içimde bir acı, bir bayrak,
acı bayrak kokusu, oyy…

6

gece, kavuşamadı güne,
on üç kara gözde,
on üç ocakta,
yürekler dağlanır, közde..

gün, kurtulamadı geceden,
on üç bedende,
on üç ömür,
yarıda tamamlanır, üstü kalır defterde…

7

dağa türkü olur,
ölüm ki yakışmaz, oy !
gence düğün kurulur,
mezar kazılmaz, oy !

yüreğime düşen ateştir,
bana acı ki tutmaz, oy !
erken ayrılık kalleştir,
sana yokluk ki bulaşmaz, oy !

ağıdım bayramım olsun,
ardından dökülen su, gözüm yaşı,
ışığa giden deli dolu oğulsun,
diktir atanın başı, oy !

gence ölüm yakışmaz, oyy…

8

on üç evin kapısı çalınır,
milyon hane yıkılır,
her gönül virane !..

9

hanelerde ışık söndü,
on üç, ağıttır artık..

ana kuzuya,
kuzu kınaya,
kına düğüne,
uzaktır, artık…

uyku sonsuza döndü,
on üç, haykırıştır artık..

kına kuzuya,
kuzu anaya,
ana düğüne,
uzaktır, artık…

10

kalktılar,
yürüdüler, hu^,
erenler, kırklar
kapılarına dizilsin, hu^,
candılar,
canandılar, hu^,
anasından emanet,
emaneti teslime geldiler, hu^…

11

tespihe dizer gibi günleri,
şafak sayarak gittiler,
belki hiç başlamamış aşkları,
terk ederek yittiler..

ah, deli kanlım, aklı havalım,
eteği bayram, kavakları
yelli adamım,
öpülecek dudaklar vardı daha,
tutulacak balıklar,
neydi bu telaş,
ah, alnı açık, dik başlı,
mert adamım, ahh !..

12

kırklar karşıla geleni, hu^,
köprüye yoldaş geldi,
erenler kucakla geleni, hu^,
ocaktan boydaş geldi,
bırakıp üstündeki emaneti,
düşürüp gönüllere ateşi, hu^,
yarım kalan yolu,
terk-i can ile, hu^,
tamam edenler geldi !

13

on üç can idiler,
gölge oldular,
düştüler hayatımıza,
unutmak, cehennemimiz olsun !

hu^ !

Şadi Aşıroğlu08.10.07 pazartesi 01:00 / 02:30 / 08:45 İzmir

Güncel lakırdı komedyası…

Hadi canım yine bi cümle uyduruyorsun der gibi bakışlar. Ve lakin günümüz insanı kafasını lcd pencerelerden kaldırıpta aralasa perdelerini cumbalı pencerelerin görecekki bir bataklığa gömülmüş gibi sanallığında teknolojinin çırpınıp duruyor.
Ramazan ayının bu son günlerinde ne kadar tekno-sosyal yaratıklar haline dönüştüğümüzü farkediyorum yeniden.
Ya bırak bu entel dantel cümleleri de sadede gel homurdanmalarının arasına şu iki cümleyi de sıkıştırıp satırlarıma son vereyim, sizde kurtulun.
Bizim arkadaşlıklarımız bir telve tadında olacakken, artık iki bilgisayar klavyesi “tık”ında, 72 piksel çözünürlüğünde “photo album”lere dönmüşte farkında değiliz.

Verimliliğin devamına Ahlâk denir.

Değerli eğitimcim, ustam Erol Erbaş’a ait bu söz.
Yıllardır yerli yerine oturtamamıştım bir türlü. Biçok anlam yükledim. Başkalarını izledim. Ama bu söz çok önemli derken bile ne kadar önemli olduğunun farkına varamamıştım,
Şimdi kendimle barıştıkça ve sevdikçe kendimi daha bir başka geliyor, daha bir yerini buluyor bu söz.
Monobloga bakarken bile bu sözün önemini yaşıyorum.
Bir süredir yalnız kalmıştı Monoblog…
Gerçi imzamızı atmışız isminin altına “Kaç blog ötedesin ki senden uzak kalayım…” diye
unutmayın bu sözü…
Neyi yaşıyorsunuz bilemem ama yaptıklarınızda devamiyetiniz yoksa o zaman vah halinize vahlar halinize…insan_ve_yapisi1.jpg

çocukluk-anılar-şu an

Çocukluğumuz bize anılarımızı mı hatırlatır. Hep iyidir, farklıdır, heyecanlarla doludur değil mi?
Hemen hemen hepimiz hayatımızda en az bir kere keşke yeniden çocuk olsam deriz. Oysa farketmediğimiz şey şudur. Yaşımız kaç olursa olsun yaşamımız o zamanlarda kurulmuştur. Belli bir yaştan sonra ki özellikle 20’li yaşların ortalarından itibaren asıl öğrenme durur. Bunun farkında değilizdir ama aslında çocukken edindiğimiz korkuların, isteklerin,
ezikliklerin veyahut alışkanlıkların üzerine kuruludur hayatlarımız.
Demek istediğim şudur ki kendimizi tanıyıp özgürleşmek istiyorsak çocukluğumuzu karşımıza alıp bugün kişiliğimiz zannettiğimiz özelliklerimizin, alışkanlık ve şablonlarımızın kökenlerini bulup onlara teşekkür ederek yollarımızı ayırmalıyız.
Çocukluğumuzdan değil sakın ha…