çocuk…

Picture 2.jpg

Çocuk bakıyordu belleğinin fotoğraflarına
geleceğe dair.
elinde babası vardı.
annesi omzuna konmuştu.
her an ağırdı
eski zamanlar sair…

Çocuk elinde anahtar
kilit arıyordu
kalbinde “O” vardı
kardeşi cebinden düşmüştü.
her an sağırdı
yeni zamanlar şair.

Çocuk
elinde arabası
yolcu arıyordu
yaşamına dair

gözyaşlarımızı bitti mi sandın?

git

git yanına çantanı
bir de boya kalemlerini alarak
bakma az önce attığın adımın izine
koş hiç durmadan çıplak ayak
ve köşe başındaki çiçekçi kıza bir gülücük at
o sana çiçek versin
sen ona umut saç
belki bir gün dönersin diye
bir ihtimaldir ya
unutma bizi
başını çevir bize bak

 

git
yanına çantanı, boya kalemlerini,
çiçeklerini, gülücüklerini alarak
koş hiç durmadan

dosdoğru yalın ayak

hiç mi?

Merak ediyorum. Hiç mi aramaz gözlerin? Hiç mi sormaz içindeki ses?
Bir baksın diye kalbin pencereden uzatmaz mısın o güzel varlığını?
Merak ediyorum. Daha ne kadar önüne geçeceksin özleminin?

tenha kalabalık…

Boğazımda bir düğüm gibi
koşarken çocuk halimle tenhalıkta
senin adının yazdığı tüm cümleleri yırttım attım.

Yağmurun vurduğu kaldırım gibi
ağlarken yoksun halimle kalabalıkta
senin geçtiği tüm yolları kazıdım.

rüzgarın saçlarını okşadığı bir sedir ağacı gibi
salınırken en dik halimle sazlıkta
senin seçtiğin tüm anları sakladım.

bizzat kendim.

Hacıyatmaz misali kafamı vura vura olduğum yerde sallanıp durduğumu
farkedeli çok olmadı. O zamandan bu zaman kendim dediğim zatı muhteremin kabuk
değişimini nasıl anlatabilirim diye düşünüp duruyorum günlerdir. Bu süreçte binlerce
kilometre yol katetmeme ve bolca zamana sahip olmama rağmen tarifi pek zor bir
hallerdeyim.
Bunu zorlaştıracak değilim kendime de…
Yakında arkası arkasına sürecimi yazacağım.
“Kabuk”
pek yakında…
aşk, ihtiras, intikam…
tekmili birden!