hani senin kokunla seviştiğim zamanlarda
araya katardı rüzgar bildik esintilerini bahçelerin
kokuna katık olurdu belki izi derinde
ve sen estikçe buram buram sen kokardı her yanım
sen yağdıkça akardın şakaklarımdan şah damarıma
ve sesin kulağımla öpüşürken
titrerdi dudaklarım tutulmuş gibi
tek eksik sendin
tek fazla sen
tek sen vardın
tek
tek
tek-rar sen
hep sen
bilsen…
seni sevdikçe çiçeklendi bahçeler
seni özledikçe açıldı yollar
kavuştu
kollar
sende, seninle
…
Kategori: Genel
içinde
kollar açıktı ve açtı
dolanmak için dallarına endamlı gövdesinin
gözlerini kapattıkça açılıyordu kalbi
açılıyordu ki alsın avucuna
açsın göğsünü
yerleştirsin kendi kalbinin tam içine
atsın aşık aşık
fairytale
Güzel şeyler anımsatmak, yaşatmak bir meziyet midir bilmem… Ama öyle şeyler var ki hiç tahmin edemediğiniz anda sizi sarmalayıp başka yerlere alıp götürüyor.
Malum yarışma bir kuşağın belleğinde derin ve üzücü izler bırakmıştır. O yılların acınacak hallerine inat yüzleri güldüren durumlar da artık yaşanabiliyor. Ivırı zıvırı geçelim.
Uzun zamandır kemanın o muhteşem tınısını kulaklarımızdan yüreğimizin merkezine işleyen şarkılar göremez olmuştuk. Saçma sapan piyasa şarkılarının yarıştığı bir mecra olma yolunda hızlı adımlar atan Eurovision Song Contest şeysi güzel bir şarkının bizlere ulaşmasına yardımcı oldu.. Sağolsun.
İçimizi kıpır kıpır eden temposuna kemanın kollarında dans eden notalar katılınca çok hoş bir şarkı çıkmış. Dinlediğim ilk anda Moulin Rouge filminin bir şarkısı mıydı bu sorusunu sorduran güzel bir şarkı..İyi olmuş. Sağolsunlar varolsunlar… Afiyet olsun. Dinleyin bakalım.
başıbozuk
kaç kilometredir uzaklığı ellerinin
kaç fersahtır gözünden dalınan denizin derinliği
kaç gram düşer gözlerinin yaşı santimetrekaresine kalbinin
kaç vakittir göremedin içini sonsuz aleminin
sen kaç…..
kaç defa sevdin….
sen kaç….
kaç ki ardında kalmasın başıbozuk sevdalar…
Derya, deniz…
Zaman akar gider. Yaşamda anılar vardır izi silinmez biliriz. Öyle anlar vardır ki nefes bitsin, gözler kapansın gam vermez. Öyle bakışlar vardır ki sonsuz… Öyle sözler var ki sineye bir ok gibi saplanır ama hiç kanatmaz.
Nasıl bir sevgi yaşatır sizi bir ömür?
Eli yoktur bu sevginin, ayakları yürümez, dokunamazsın… Bu sevginin ucu yoktur bucağına varılmaz. Ateşi yakar göğsünüzü kor olur ciğerleriniz ve sizin yüzünüz gülmektedir.
Hatır bilmez bu sevgi. Herşey pençe divan durur karşısında. Bitmez kana kana içseniz de pınarından. Eliniz ayağınız titrer ve durmak zuldür yerinizde. Herşey yok olur siz de dahil. Anlayamaz sevenden başkası. Bilinmez.
Yoluna çıkmak için adımlar atarsınız, siz koşukça uzaklaşırken bedeni, yaklaşır gönlünüze. O hiç bitmeyen ve varılmayan yerdedir. Teslim olmadan sokulamazsınız yanına. O size bir bakışta kainatı sunar ve bir sözüyle yıkılır tüm engeller aranızda. Tükenmeyen havadır ciğerlerinize dolan. Yaşıdır gözünüzün…
Saçının teline bir hayat verilir. Bam teline dokunur sessiz sedasız. Elleri uzanır içinize, söker atar ne varsa aşkına engel. Kansız ameliyattır onun işlemleri. Candır o hiç yıkılmaz vatandır.
Gülüşüne dünya yakılır. Hiddetine gövde dayanmaz. O buram buram tüten özlemdir canana… Anne kucağından şefkatli, baba yüreğinden yangındır.
Gözlerinizi kapattığınızda karanlıkta ışıktır bakan gözleri. Sonsuzdur. İçinden yaşam akan nehirdir çağlayan. Ona laf erişmez, söz yetişmez, göz dayanmaz. Deryadır. Denizdir. Hayattır. Candır.
Sevgisiyle yaşatandır.
ben
akıyor güneş
omuzlarına
ve çağırıyor koları
dalları gibi bulutların
sesi çığlık gibi
kulaklarımı örseliyor
ellerinden gelse uçacak bir kuş gbi
kanadında ben
aklında ben
teninde ben
sokak
yağmur senin olsun
ben yağarım sağanak
varlığın gitmez
bilirim
kokun sımsıcak
rüzgar senin olsun
ben eserim sokaklarına vurarak
gölgen hiç gitmez
görürüm
inancın sığınak
hayat senin olsun
ben yaşarım
uzak, yorgun. inatçı
taşlarına çarparak
kaldırımların
SalınKAÇ
Otur kalk
hiç durma
bir kendine
bir zamana bak…
yavaş ve sakin
dik ve özgür
herşey var amma
sen yoksun lakin…
yolunda bir tepe var
ardında mutsuz bir koy
bir “sen” al eline
kaçma kendinden tadına doy…
Kolların kanat olsun
gözlerin utangaç
bir uçurtmaya takıl
bakma ardına salın kaç!
vadide bir masal var
bulutların üzerine ağladığı bir vadi var
uçsuz bucaksız
sessiz. uzun ve dar
ağaçların şarkı söylediği bir yol var
güneş örter üstünü
rüzgar üstüne yağar
çiçeklerin bezediği boylu boyuca bir ev var
renkler sarmalar
düşler açar
zamansız öten kuşlar var
haykırır gibi
fısıldar gibi
bitmez tükenmez
bir masal gibi
colic…
colic(ing.)= karınağrısı, buruntu, büküntü…
Tasarlanabilir birşey değildi elbet… Neleri tasarladık ve yaşadık zaten. Yaşarken acımasızca tükettiklerimiz ulaşılmazken neden bu kadar kıymetleniyor diye düşündüm. Bunun bir açıklaması olmalı… ama ne?
İzler…
Sizden, bizden, ondan bundan… Taptaze izler…Garip bir tadı vardır. Alışkanlıkla başlar bağımlılığa rücu eder. Farkındayım bunun tadı daha güzel… Sahip olmanın sıradanlığını ne yapayım?
İnce hesaplaşmanın ürünü bazı tümceler dolanmaya başladı tamda şu anda… Derin bir ah çekmeden dünyaya dönmek mümkün olmuyor nedense. Karanlıkta çöküp kalmak mı olduğun yere yoksa bir ışık aramak mı… Ben acısını sevdim bunun. Kafamı çevirdiğim heryerde farklıyım. Bu acı garip bir tad veriyor. Ve oturmak istiyorum olduğum yerde.
Romanlar kimin için yazılmış? İzi olmayanın ne hükmü var satırlarında… Hiç düşünmediniz mi sıradanlığın romanı olmuş mu? Acısız iz var mı? Mutluluğun tadını kaybettiğinde almayan var mı? Hangi silik karakter iz bıraktı belleğinizde? Hiç kendinize silikliği yakıştırıpta baş karakteri oldunuz mu? Boşversenize…
Siz bana bir hayat borçlusunuz!
Sıradan, acısız… Özlemsiz… İzsiz… Silik…
Benim olan bir hayat sorçlusunuz.
Siz kim misiniz?
Karın ağrısısınız… Acısınız.
Sizi seviyorum.
Saygılarımla
SizColic … Her kimseniz artık…
